ANA SAYFA - RADIO KURAN VOICE POWER
İLETİŞİM FORMU
KURAN-I KERİM HATİM
KURAN HIZLI HATİM VİDEO
KURAN ÖĞREMİN SİTELERİ
LATİN ALFABE KURAN
KURAN - I KERİM PORTAL
KURAN-I KERİM VE MEAL GOOGLE LIST
KURAN ÖĞRENİM GOOGLE LİSTESİ
ARAPÇA AYET VE HADİS GOOGLE LIST
KUTSAL KİTAP KURAN-I KERİM
KURAN VE TECVİD
WEBCHAT DEMO SERVICES TEST
KURAN VE TEVAFUK
KURAN - I KERİM TEFSİRLERİ
YASİN-İ ŞERİF SURESİ
DUA KÜLLİYATI
TC DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI - KURANI KERİM ÜNİTESİ
EZAN VOICE VIDEO
ARAPÇA KLAVYE VE KURAN-I KERİM
FANDOM İSLAM

YÂSÎN - İ ŞERİF SURESİ VE MEALİ 

http://www.kuranmeali.org/kuran/yasin-suresi/

يس ﴿١﴾

36/YÂSÎN-1 (Meâlleri Kıyasla)Yâ sîn.
Yâ, Sîn.

وَالْقُرْآنِ الْحَكِيمِ ﴿٢﴾

36/YÂSÎN-2 (Meâlleri Kıyasla)Vel kur’ânil hakîm(hakîmi).
Hakîm (hüküm ve hikmet sahibi) Kur’ân’a andolsun.

إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ ﴿٣﴾

36/YÂSÎN-3 (Meâlleri Kıyasla)İnneke leminel murselîn(murselîne).
Muhakkak ki sen, gerçekten gönderilen resûllerdensin.

عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ ﴿٤﴾

36/YÂSÎN-4 (Meâlleri Kıyasla)Alâ sırâtın mustakîm( mustakîmin).
Sıratı Mustakîm üzerinde(sin).

تَنزِيلَ الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ ﴿٥﴾

36/YÂSÎN-5 (Meâlleri Kıyasla)Tenzîlel azîzir rahîm(rahîmi).
Azîz ve Rahîm olan Allah tarafından indirilmiştir.

لِتُنذِرَ قَوْمًا مَّا أُنذِرَ آبَاؤُهُمْ فَهُمْ غَافِلُونَ ﴿٦﴾

36/YÂSÎN-6 (Meâlleri Kıyasla)Li tunzira kavmen mâ unzira âbâuhum
fe hum gâfilûn(gâfilûne).

Babaları uyarılmamış bir kavmi, uyarman içindir.
Çünkü onlar gâfillerdir.

لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلَى أَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ ﴿٧﴾

36/YÂSÎN-7 (Meâlleri Kıyasla)Lekad hakkal kavlu alâ ekserihim
fe hum lâ yu’minûn(yu’minûne).

Andolsun ki (Allah’ın) söz(ü) onların çoğunun üzerine hak oldu.
Artık onlar âmenû olmazlar (Allah’a ulaşmayı dilemezler).

إِنَّا جَعَلْنَا فِي أَعْنَاقِهِمْ أَغْلاَلاً فَهِيَ إِلَى الأَذْقَانِ فَهُم مُّقْمَحُونَ ﴿٨﴾

36/YÂSÎN-8 (Meâlleri Kıyasla)İnnâ cealnâ fî a’nâkıhim
aglâlen
fe hiye ilâl ezkâni fe hum mukmehûn(mukmehûne).

Muhakkak ki Biz, onların boyunlarına
çenelerine kadar halkalar
(zincirler) kıldık (geçirdik).
Bu sebeple onlar, başları yukarı kaldırılmış olanlardır.

وَجَعَلْنَا مِن بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَأَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لاَ يُبْصِرُونَ ﴿٩﴾

36/YÂSÎN-9 (Meâlleri Kıyasla)Ve cealnâ min beyni eydîhim sedden
ve min halfihim sedden
fe agşeynâhum fe hum lâ yubsırûn(yubsırûne).

Ve onların önlerine ve arkalarına set kılarak (çekerek)
böylece onları perdeledik. Artık onlar görmezler.

وَسَوَاء عَلَيْهِمْ أَأَنذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنذِرْهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ ﴿١٠﴾

36/YÂSÎN-10 (Meâlleri Kıyasla)Ve sevâun aleyhim e enzertehum
em lem tunzirhum lâ yu’minûn(yu’minûne).

Ve onları uyarsan da uyarmasan da onlar için eşittir.
Onlar âmenû olmazlar (Allah’a ulaşmayı dilemezler).

إِنَّمَا تُنذِرُ مَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ وَخَشِيَ الرَّحْمَن بِالْغَيْبِ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَأَجْرٍ كَرِيمٍ ﴿١١﴾

36/YÂSÎN-11 (Meâlleri Kıyasla)İnnemâ tunziru menittebeaz zikre
ve haşiyer rahmâne bil gaybi, fe beşşirhu
bi magfiratin ve ecrin kerîm(kerîmin).

Sen sadece zikre tâbî olanı
ve gaybte Rahmân’a huşû duyanı uyarırsın.
Öyleyse onu mağfiret ile
(günahların sevaba çevrilmesiyle)
ve "kerim ecir" ile müjdele.

إِنَّا نَحْنُ نُحْيِي الْمَوْتَى وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَآثَارَهُمْ وَكُلَّ شَيْءٍ أحْصَيْنَاهُ فِي إِمَامٍ مُبِينٍ ﴿١٢﴾

36/YÂSÎN-12 (Meâlleri Kıyasla)İnnâ nahnu nuhyil mevtâ
ve nektubu mâ kaddemû ve âsârahum ve kulle şey’in ahsaynâhu fî imâmin mubîn(mubînin).

Muhakkak ki Biz, ölüleri diriltiriz.
Ve takdim ettiklerini ve onların eserlerini yazarız.
Ve herşeyi İmam-ı Mübin’de (apaçık bir rehber’de) saydık (tespit ettik).

وَاضْرِبْ لَهُم مَّثَلاً أَصْحَابَ الْقَرْيَةِ إِذْ جَاءهَا الْمُرْسَلُونَ ﴿١٣﴾

36/YÂSÎN-13 (Meâlleri Kıyasla)Vadrıb lehum meselen
ashâbel karyeti
iz câehâl murselûn(murselûne).

Ve onlara, o şehrin halkını misal ver. Onlara resûller gelmişti.

إِذْ أَرْسَلْنَا إِلَيْهِمُ اثْنَيْنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزْنَا بِثَالِثٍ فَقَالُوا إِنَّا إِلَيْكُم مُّرْسَلُونَ ﴿١٤﴾

36/YÂSÎN-14 (Meâlleri Kıyasla)İz erselnâ ileyhimusneyni
fe kezzebûhumâ fe azzeznâ bi sâlisin fe kâlû innâ ileykum
murselûn(murselûne).

Onlara iki (resûl) göndermiştik. Fakat ikisini de tekzip ettiler
(yalanladılar). Bunun üzerine (onları) üçüncü (resûl) ile
azîz kıldık (destekledik).
O zaman onlar: "Muhakkak ki biz, size gönderilmiş resûlleriz."
dediler.

قَالُوا مَا أَنتُمْ إِلاَّ بَشَرٌ مِّثْلُنَا وَمَا أَنزَلَ الرَّحْمن مِن شَيْءٍ إِنْ أَنتُمْ إِلاَّ تَكْذِبُونَ ﴿١٥﴾

36/YÂSÎN-15 (Meâlleri Kıyasla)Kâlû mâ entum illâ beşerun mislunâ
ve mâ enzeler rahmânu min şey’in in entum illâ tekzibûn(tekzibûne).

Dediler ki: "Siz, bizim gibi beşerden başka bir şey değilsiniz.
Ve Rahmân bir şey indirmedi. Siz sadece yalan söylüyorsunuz."

قَالُوا رَبُّنَا يَعْلَمُ إِنَّا إِلَيْكُمْ لَمُرْسَلُونَ ﴿١٦﴾

36/YÂSÎN-16 (Meâlleri Kıyasla)Kalû rabbunâ ya’lemu innâ ileykum
le murselûn(murselûne).

(Resûller) dediler ki: "Bizim, gerçekten size gönderilmiş
resûller olduğumuzu Rabbimiz biliyor."

وَمَا عَلَيْنَا إِلاَّ الْبَلاَغُ الْمُبِينُ ﴿١٧﴾

36/YÂSÎN-17 (Meâlleri Kıyasla)Ve mâ aleynâ illâl belâgul
mubîn(mubînu).

Ve bizim üzerimizde açıkça tebliğden (bildirmekten) başka bir şey
(sorumluluk) yoktur.

قَالُوا إِنَّا تَطَيَّرْنَا بِكُمْ لَئِن لَّمْ تَنتَهُوا لَنَرْجُمَنَّكُمْ وَلَيَمَسَّنَّكُم مِّنَّا عَذَابٌ أَلِيمٌ ﴿١٨﴾

36/YÂSÎN-18 (Meâlleri Kıyasla)Kâlû innâ tetayyernâ bi kum
le in lem tentehû le nercumennekum ve le yemessennekum
minnâ azâbun elîm(elîmun).

"Muhakkak ki biz, sizinle uğursuzluğa uğradık.
Eğer siz gerçekten vazgeçmezseniz (son vermezseniz)
sizi mutlaka taşlayacağız.
Ve mutlaka bizden size elîm bir azap dokunacak."
dediler.

قَالُوا طَائِرُكُمْ مَعَكُمْ أَئِن ذُكِّرْتُم بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ مُّسْرِفُونَ ﴿١٩﴾

36/YÂSÎN-19 (Meâlleri Kıyasla)Kâlû tâirikum meakum
e in zukkirtum
bel entum kavmun musrifûn(musrifûne).

"Uğursuzluğunuz sizinle beraberdir (kendinizdendir).
Size zikir hatırlatılınca mı (uğursuzluğa uğruyorsunuz)
Hayır, siz müsrif (haddi aşan) bir kavimsiniz." dediler.

وَجَاء مِنْ أَقْصَى الْمَدِينَةِ رَجُلٌ يَسْعَى قَالَ يَا قَوْمِ اتَّبِعُوا الْمُرْسَلِينَ ﴿٢٠﴾

36/YÂSÎN-20 (Meâlleri Kıyasla)Ve câe min aksal medîneti raculun
yes’â kâle yâ kavmittebiûl murselîn(murselîne).

Ve şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi.
"Ey kavmim, (size) gönderilmiş olan resûllere tâbî olun!" dedi.

اتَّبِعُوا مَن لاَّ يَسْأَلُكُمْ أَجْرًا وَهُم مُّهْتَدُونَ ﴿٢١﴾

36/YÂSÎN-21 (Meâlleri Kıyasla)İttebiû men lâ yes’elukum ecran
ve hum muhtedûn(muhtedûne).

(Tebliğlerine karşılık) sizden ücret istemeyen (bu) kişilere tâbî olun.
Ve onlar, mehdilerdir (hidayete ermiş ve hidayete erdirenlerdir).

وَمَا لِي لاَ أَعْبُدُ الَّذِي فَطَرَنِي وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ﴿٢٢﴾

36/YÂSÎN-22 (Meâlleri Kıyasla)Ve mâ liye lâ a’budullezî fataranî
ve ileyhi turceûn(turceûne).

Ve ben, niçin beni Yaratan’a kul olmayayım ki
siz, O’na döndürüleceksiniz.

أَأَتَّخِذُ مِن دُونِهِ آلِهَةً إِن يُرِدْنِ الرَّحْمَن بِضُرٍّ لاَّ تُغْنِ عَنِّي شَفَاعَتُهُمْ شَيْئًا وَلاَ يُنقِذُونِ ﴿٢٣﴾

36/YÂSÎN-23 (Meâlleri Kıyasla)E ettehızu min dûnihî âliheten in
yuridnir rahmânu bi durrin lâ tugni annî şefâatuhum şey’en
ve lâ yunkızûni.

Ben, O’ndan başka ilâhlar edinir miyim
Eğer Rahmân bana bir zarar dilerse
onların şefaati bana bir (şey) fayda vermez (sağlamaz).
Ve onlar beni kurtaramazlar.

إِنِّي إِذًا لَّفِي ضَلاَلٍ مُّبِينٍ ﴿٢٤﴾

36/YÂSÎN-24 (Meâlleri Kıyasla)İnnî izen le fî dalâlin mubîn(mubînin).
Eğer öyle olsaydı (putlara tapsaydım) muhakkak ki ben
mutlaka apaçık dalâlette olurdum.

إِنِّي آمَنتُ بِرَبِّكُمْ فَاسْمَعُونِ ﴿٢٥﴾

36/YÂSÎN-25 (Meâlleri Kıyasla)İnnî âmentu bi rabbikum fesmeûni.
Muhakkak ki ben, sizin Rabbinize îmân ettim. Öyleyse beni işitin.

قِيلَ ادْخُلِ الْجَنَّةَ قَالَ يَا لَيْتَ قَوْمِي يَعْلَمُونَ ﴿٢٦﴾

36/YÂSÎN-26 (Meâlleri Kıyasla)Kîledhulil cennete, kâle yâ leyte kavmî ya’lemûn(ya’lemûne).
(Ona): "Cennete gir!" denildi. "Keşke kavmim bilseydi." dedi.

بِمَا غَفَرَ لِي رَبِّي وَجَعَلَنِي مِنَ الْمُكْرَمِينَ ﴿٢٧﴾

36/YÂSÎN-27 (Meâlleri Kıyasla)Bimâ gafera lî rabbî ve cealenî minel mukremîn(mukremîne).
Bu sebeple, Rabbimin bana mağfiret ettiğini ve ikram edilenlerden
kıldığını (bilselerdi).

وَمَا أَنزَلْنَا عَلَى قَوْمِهِ مِن بَعْدِهِ مِنْ جُندٍ مِّنَ السَّمَاء وَمَا كُنَّا مُنزِلِينَ ﴿٢٨﴾

36/YÂSÎN-28 (Meâlleri Kıyasla)Ve mâ enzelnâ alâ kavmihî
min ba’dihî min cundin mines semâi ve mâ kunnâ
munzilîn(munzilîne).

Ve onun arkasından, onun kavmi üzerine gökten bir ordu indirmedik
indiriciler de olmadık.

إِن كَانَتْ إِلاَّ صَيْحَةً وَاحِدَةً فَإِذَا هُمْ خَامِدُونَ ﴿٢٩﴾

36/YÂSÎN-29 (Meâlleri Kıyasla)İn kânet illâ sayhaten vâhıdeten
fe izâ hum hâmidûn(hâmidûne).

(Onların cezası) sadece bir sayha (şiddetli ses dalgası) oldu.
O zaman onlar sönenler oldular.

يَا حَسْرَةً عَلَى الْعِبَادِ مَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلاَّ كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِؤُون ﴿٣٠﴾

36/YÂSÎN-30 (Meâlleri Kıyasla)Yâ hasreten alâl ıbâd(ıbâdi)
mâ ye’tîhim min resûlin illâ kânû bihî yestehziûn(yestehziûne).

O kullara yazıklar olsun! Onlara hiçbir resûl gelmedi ki
onunla alay etmiş olmasınlar (hepsiyle alay ettiler).

أَلَمْ يَرَوْا كَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّنْ الْقُرُونِ أَنَّهُمْ إِلَيْهِمْ لاَ يَرْجِعُونَ ﴿٣١﴾

36/YÂSÎN-31 (Meâlleri Kıyasla)E lem yerav kem ehleknâ kablehum
minel kurûni ennehum ileyhim lâ yerciûn(yerciûne).

Ondan önceki nice nesillerden (kimleri) helâk ettiğimizi, onların
(helâk edilenlerin) kendilerine dönmediklerini görmediler mi

وَإِن كُلٌّ لَّمَّا جَمِيعٌ لَّدَيْنَا مُحْضَرُونَ ﴿٣٢﴾

36/YÂSÎN-32 (Meâlleri Kıyasla)Ve in kullun lemmâ cemîun
ledeynâ muhdarûn(muhdarûne).

Ve ancak herkes toplandığı zaman (onlar da) huzurumuzda
hazır bulundurulacak olanlardır.

وَآيَةٌ لَّهُمُ الْأَرْضُ الْمَيْتَةُ أَحْيَيْنَاهَا وَأَخْرَجْنَا مِنْهَا حَبًّا فَمِنْهُ يَأْكُلُونَ ﴿٣٣﴾

36/YÂSÎN-33 (Meâlleri Kıyasla)Ve âyetun lehumul ardul meytetu
ahyeynâhâ ve ahracnâ minhâ habben fe minhu ye’kulûn(ye’kulûne).

Ve ölü toprak onlara bir âyettir (mucizedir).
Onu dirilttik ve ondan habbeler (taneler) çıkarttık.
Böylece ondan yerler.

وَجَعَلْنَا فِيهَا جَنَّاتٍ مِن نَّخِيلٍ وَأَعْنَابٍ وَفَجَّرْنَا فِيهَا مِنْ الْعُيُونِ ﴿٣٤﴾

36/YÂSÎN-34 (Meâlleri Kıyasla)Ve cealnâ fîhâ cennâtin min nahîlin
ve a’nâbin ve feccernâ fîhâ minel uyûn(uyûni).

Ve orada, hurma ve üzüm bahçeleri kıldık (yaptık).
Ve orada, pınarlar fışkırttık.

لِيَأْكُلُوا مِن ثَمَرِهِ وَمَا عَمِلَتْهُ أَيْدِيهِمْ أَفَلَا يَشْكُرُونَ ﴿٣٥﴾

36/YÂSÎN-35 (Meâlleri Kıyasla)Li ye’kulû min semerihî ve mâ
âmilethu eydîhim, e fe lâ yeşkurûn(yeşkurûne).

Onun ürünlerinden (meyvelerinden) ve elleriyle yaptıklarından
yesinler diye. Hâlâ şükretmezler mi

سُبْحَانَ الَّذِي خَلَقَ الْأَزْوَاجَ كُلَّهَا مِمَّا تُنبِتُ الْأَرْضُ وَمِنْ أَنفُسِهِمْ وَمِمَّا لَا يَعْلَمُونَ ﴿٣٦﴾

36/YÂSÎN-36 (Meâlleri Kıyasla)Subhânellezî halakal ezvâce kullehâ
mimmâ tunbitulardu ve min enfusihim
ve mimmâ lâ ya’lemûn(ya’lemûne).

Arzın yetiştirdiği herşeyden
onların nefslerinden ve bilmedikleri şeylerden
çiftler (eşler) yaratan, O (Allah), Sübhan’dır
(herşeyden münezzeh).

وَآيَةٌ لَّهُمْ اللَّيْلُ نَسْلَخُ مِنْهُ النَّهَارَ فَإِذَا هُم مُّظْلِمُونَ ﴿٣٧﴾

36/YÂSÎN-37 (Meâlleri Kıyasla)Ve âyetun lehumul leylu
Üneslehu minhun nehâra fe izâ hum muzlimûn(muzlimûne).

Ve gece onlar için bir âyettir (ibrettir). Ondan gündüzü sıyırırız
(çekip alırız). O zaman onlar karanlıkta kalanlardır.

وَالشَّمْسُ تَجْرِي لِمُسْتَقَرٍّ لَّهَا ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ ﴿٣٨﴾

36/YÂSÎN-38 (Meâlleri Kıyasla)Veş şemsu tecrî li mustekarrin lehâ
zâlike takdîrul azîzil alîm(alîmi).

Ve Güneş, onun için istikrarlı kılınan (yörüngesinde) akar gider.
İşte bu azîz ve alîm olan (en iyi bilen) Allah’ın takdiridir.

وَالْقَمَرَ قَدَّرْنَاهُ مَنَازِلَ حَتَّى عَادَ كَالْعُرْجُونِ الْقَدِيمِ ﴿٣٩﴾

36/YÂSÎN-39 (Meâlleri Kıyasla)Vel kamera kaddernâhu menâzile
hattâ âdekel urcûnil kadîm(kadîmi).

Ve Ay, kurumuş hurma salkımı dalı gibi bir şekil
(bedir şeklinden hilâl)
haline dönünceye kadar ona menziller takdir ettik.

لَا الشَّمْسُ يَنبَغِي لَهَا أَن تُدْرِكَ الْقَمَرَ وَلَا اللَّيْلُ سَابِقُ النَّهَارِ وَكُلٌّ فِي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ ﴿٤٠﴾

36/YÂSÎN-40 (Meâlleri Kıyasla)Lâş şemsu yenbegî lehâ en tudrikel
kamera ve lâl leylu sâbikun nehâr(nehâri)
ve kullun fî felekin yesbehûn(yesbehûne).

Güneş’in Ay’a yetişmesi
ve gecenin gündüzü geçmesi mümkün olamaz.
Ve hepsi feleklerinde (yörüngelerinde) yüzerler
(seyrederler).

وَآيَةٌ لَّهُمْ أَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ ﴿٤١﴾

36/YÂSÎN-41 (Meâlleri Kıyasla)Ve âyetun lehum ennâ hamelnâ
zurriyyetehum fîl fulkil meşhûn(meşhûni).

Ve onların zürriyetlerini (nesillerini) dolu gemilerde taşımamız
onlar için bir âyettir.

وَخَلَقْنَا لَهُم مِّن مِّثْلِهِ مَا يَرْكَبُونَ ﴿٤٢﴾

36/YÂSÎN-42 (Meâlleri Kıyasla)Ve halaknâ lehum min mislihî mâ yerkebûn(yerkebûne).
Ve onlar için, onun gibi (gemiler gibi) binecekleri şeyler yarattık.

وَإِن نَّشَأْ نُغْرِقْهُمْ فَلَا صَرِيخَ لَهُمْ وَلَا هُمْ يُنقَذُونَ ﴿٤٣﴾

36/YÂSÎN-43 (Meâlleri Kıyasla)Ve in neşe’ nugrıkhum fe lâ sarîha
lehum ve lâ hum yunkazûn(yunkazûne).

Ve dilersek onları boğarız, o zaman onlara yardım edilmez
ve onlar kurtarılmaz.

إِلَّا رَحْمَةً مِّنَّا وَمَتَاعًا إِلَى حِينٍ ﴿٤٤﴾

36/YÂSÎN-44 (Meâlleri Kıyasla)İllâ rahmeten minnâ
ve metâan ilâ hîn(hînin).

Bizden bir rahmet ve belli bir zamana kadar metalanmaları
(faydalanmaları) hariç.

وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ اتَّقُوا مَا بَيْنَ أَيْدِيكُمْ وَمَا خَلْفَكُمْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ ﴿٤٥﴾

36/YÂSÎN-45 (Meâlleri Kıyasla)Ve izâ kîle lehumuttekû mâ beyne
eydîkum ve mâ halfekum leallekum turhamûn(turhamûne).

Ve onlara: "Önünüzde ve arkanızda olan şeylerden sakının.
Umulur ki böylece rahmet olunursunuz." denilmişti.

وَمَا تَأْتِيهِم مِّنْ آيَةٍ مِّنْ آيَاتِ رَبِّهِمْ إِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِضِينَ ﴿٤٦﴾

36/YÂSÎN-46 (Meâlleri Kıyasla)Ve mâ te’tîhim
min âyetin min âyâti
rabbihim illâ kânû anhâ mu’ridîn(mu’ridîne).

Ve Rab’lerinin âyetlerinden hiçbir âyet gelmez ki
ondan yüz çevirenler olmasınlar.

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ أَنفِقُوا مِمَّا رَزَقَكُمْ اللَّهُ قَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ آمَنُوا أَنُطْعِمُ مَن لَّوْ يَشَاء اللَّهُ أَطْعَمَهُ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا فِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ ﴿٤٧﴾

36/YÂSÎN-47 (Meâlleri Kıyasla)Ve izâ kîle lehum
enfikû mimmâ razakakumullâhu kâlellezîne keferû
lillezîne âmenû e nut’imu
men lev yeşâullâhu at’amehu
in entum illâ fî dalâlin mubîn(mubînin).

Ve onlara "Allah’ın sizi rızıklandırdığı şeylerden
infâk edin (verin)."
denildiği zaman kâfirler, âmenû olanlara :
"Allah’ın dileseydi
doyuracağı kişiyi biz mi doyuracağız
Siz ancak apaçık bir dalâlet içindesiniz." dediler.

وَيَقُولُونَ مَتَى هَذَا الْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ ﴿٤٨﴾

36/YÂSÎN-48 (Meâlleri Kıyasla)Ve yekûlûne metâ hâzâl
va’du in kuntum sâdikîn(sâdikîne).

"Ve eğer siz doğru söyleyenlerseniz, bu vaad ne zaman?" derler.

مَا يَنظُرُونَ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً تَأْخُذُهُمْ وَهُمْ يَخِصِّمُونَ ﴿٤٩﴾

36/YÂSÎN-49 (Meâlleri Kıyasla)Mâ yenzurûne illâ sayhaten
vâhıdeten te’huzuhum
ve hum yahıssımûn(yahıssımûne).

Onlar tartışırken, onları alacak
(yakalayacak) olan tek bir sayhadan
(şiddetli ses dalgasından) başka bir şey gözlemiyorlar
(beklemiyorlar).

فَلَا يَسْتَطِيعُونَ تَوْصِيَةً وَلَا إِلَى أَهْلِهِمْ يَرْجِعُونَ ﴿٥٠﴾

36/YÂSÎN-50 (Meâlleri Kıyasla)Fe lâ yestetîûne tavsiyeten
ve lâ ilâ ehlihim yerciûn(yerciûne).

Artık vasiyet etmeye güçleri yetmez. Ve ailelerine dönemezler.

وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَإِذَا هُم مِّنَ الْأَجْدَاثِ إِلَى رَبِّهِمْ يَنسِلُونَ ﴿٥١﴾

36/YÂSÎN-51 (Meâlleri Kıyasla)Ve nufiha fîs sûri fe izâ hum
minel ecdâsi ilâ rabbihim yensilûn(yensilûne).

Ve sur’a üfürülmüştür. İşte o zaman onlar
mezarlarından Rab’lerine koşarlar (uçarlar, yükselirler).

قَالُوا يَا وَيْلَنَا مَن بَعَثَنَا مِن مَّرْقَدِنَا هَذَا مَا وَعَدَ الرَّحْمَنُ وَصَدَقَ الْمُرْسَلُونَ ﴿٥٢﴾

36/YÂSÎN-52 (Meâlleri Kıyasla)Kâlû yâ veylenâ men beasenâ
min merkadinâ, hâzâ mâ vaader rahmânu
ve sadakal murselûn(murselûne).

"Eyvahlar olsun bize, mezarlarımızdan bizi kim beas etti
(kaldırdı)? Bu, Rahmân’ın vaadettiği şeydir.
Ve resûller doğru söylemişler." dediler.

إِن كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَإِذَا هُمْ جَمِيعٌ لَّدَيْنَا مُحْضَرُونَ ﴿٥٣﴾

36/YÂSÎN-53 (Meâlleri Kıyasla)İn kânet illâ sayhaten vâhıdeten
fe izâ hum cemîun ledeynâ muhdarûn(muhdarûne).

Sadece tek bir sayha (şiddetli ses dalgası)
İşte o zaman onlar, hepsi huzurumuzda hazır bulunanlardır.

فَالْيَوْمَ لَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْئًا وَلَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿٥٤﴾

36/YÂSÎN-54 (Meâlleri Kıyasla)Fel yevme lâ tuzlemu nefsun
şey’en ve lâ tuczevne illâ mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).

İşte o gün (hiç)bir kimseye, (hiç)bir şeyle zulmedilmez.
Ve amellerinizden başka bir şey ile cezalandırılmazsınız.

إِنَّ أَصْحَابَ الْجَنَّةِ الْيَوْمَ فِي شُغُلٍ فَاكِهُونَ ﴿٥٥﴾

36/YÂSÎN-55 (Meâlleri Kıyasla)İnne ashâbel cennetil yevme
fî şugulin fâkihûn(fâkihûne).

Muhakkak ki cennet ehli
o gün zevkli bir meşguliyet içinde olanlardır.

هُمْ وَأَزْوَاجُهُمْ فِي ظِلَالٍ عَلَى الْأَرَائِكِ مُتَّكِؤُونَ ﴿٥٦﴾

36/YÂSÎN-56 (Meâlleri Kıyasla)Hum ve ezvâcuhum
î zılâlin alâl erâiki muttekiûn(muttekiûne).

Onlar ve eşleri, gölgeliklerde tahtlar üzerinde
yaslanmış olanlardır.

لَهُمْ فِيهَا فَاكِهَةٌ وَلَهُم مَّا يَدَّعُونَ ﴿٥٧﴾

36/YÂSÎN-57 (Meâlleri Kıyasla)Lehum fîhâ fâkihetun ve lehum mâ yeddeûn(yeddeûne).
Orada onlar için meyveler ve istedikleri (her)şey vardır.

سَلَامٌ قَوْلًا مِن رَّبٍّ رَّحِيمٍ ﴿٥٨﴾

36/YÂSÎN-58 (Meâlleri Kıyasla)Selâmun kavlen min rabbin
rahîm(rahîmin).

Rahîm olan Rab’ten "selâm" sözü (vardır).

وَامْتَازُوا الْيَوْمَ أَيُّهَا الْمُجْرِمُونَ ﴿٥٩﴾

36/YÂSÎN-59 (Meâlleri Kıyasla)
Vemtâzûl yevme eyyuhâl mucrimûn(mucrimûne).
Ve ey mücrimler (suçlular)
Bugün ayrılın (bir kenara çekilin).

أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَا بَنِي آدَمَ أَن لَّا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ ﴿٦٠﴾

36/YÂSÎN-60 (Meâlleri Kıyasla)E lem a’had ileykum
yâ benî âdeme
en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne)
innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun).

Ey Âdemoğulları
Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair
ahd almadım mı
Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.

وَأَنْ اعْبُدُونِي هَذَا صِرَاطٌ مُّسْتَقِيمٌ ﴿٦١﴾

36/YÂSÎN-61 (Meâlleri Kıyasla)
Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustakîm(mustakîmun).
Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı )
Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.

وَلَقَدْ أَضَلَّ مِنكُمْ جِبِلًّا كَثِيرًا أَفَلَمْ تَكُونُوا تَعْقِلُونَ ﴿٦٢﴾

36/YÂSÎN-62 (Meâlleri Kıyasla)Ve lekad edalle minkum
cibillen kesîran
e fe lem tekûnû ta’kılûn(ta’kılûne).

Ve andolsun ki sizden birçoklarını dalâlette bıraktı.
Hâlâ akıl etmez misiniz?

هَذِهِ جَهَنَّمُ الَّتِي كُنتُمْ تُوعَدُونَ ﴿٦٣﴾

36/YÂSÎN-63 (Meâlleri Kıyasla)
Hâzihî cehennemulletî kuntum tûadûn(tûadûne).
Size vaadedilmiş olan cehennem (işte) budur.

اصْلَوْهَا الْيَوْمَ بِمَا كُنتُمْ تَكْفُرُونَ ﴿٦٤﴾

36/YÂSÎN-64 (Meâlleri Kıyasla)
Islevhâl yevme bimâ kuntum tekfurûn(tekfurûne).
İnkâr etmeniz sebebiyle bugün ona (cehenneme) yaslanın
(girin).

الْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلَى أَفْوَاهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَا أَيْدِيهِمْ وَتَشْهَدُ أَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ ﴿٦٥﴾

36/YÂSÎN-65 (Meâlleri Kıyasla)El yevme nahtimu alâ efvâhihim
ve tukellimunâ eydîhim ve teşhedu erculuhum
bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).

Bugün onların ağızlarını mühürleriz. Kazanmış olduklarını
(yaptıklarını) Bize, onların elleri anlatır, ayakları şahitlik eder.

وَلَوْ نَشَاء لَطَمَسْنَا عَلَى أَعْيُنِهِمْ فَاسْتَبَقُوا الصِّرَاطَ فَأَنَّى يُبْصِرُونَ ﴿٦٦﴾

36/YÂSÎN-66 (Meâlleri Kıyasla)Ve lev neşâu le tamesnâ
alâ a’yunihim festebekûs sırâta fe ennâ yubsırûn(yubsırûne).

Ve eğer dileseydik, elbette gözlerini mahvederdik
(kör ederdik).
O zaman yolda (sağa sola) koşuştururlardı.
Bundan sonra nasıl görürler?

وَلَوْ نَشَاء لَمَسَخْنَاهُمْ عَلَى مَكَانَتِهِمْ فَمَا اسْتَطَاعُوا مُضِيًّا وَلَا يَرْجِعُونَ ﴿٦٧﴾

36/YÂSÎN-67 (Meâlleri Kıyasla)Ve lev neşâu
le mesahnâhum
alâ mekânetihim fe mâstetâû mudiyyen ve lâ yerciûn
(yerciûne).

Ve eğer dileseydik, elbette onları mekânlarında
(bulundukları yerde) değiştirirdik.
O zaman ileri gitmeye ve geri dönmeye güçleri yetmezdi.

وَمَنْ نُعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِي الْخَلْقِ أَفَلَا يَعْقِلُونَ ﴿٦٨﴾

36/YÂSÎN-68 (Meâlleri Kıyasla)Ve men nuammirhu
nunekkishu
fîl halk(halkı), e fe lâ ya’kılûn(ya’kılûne).

Ve kimin ömrünü uzatırsak, onun yaratılışını tersine çeviririz
(kuvvetini gideririz). Hâlâ akıl etmezler mi?

وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ وَمَا يَنبَغِي لَهُ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْآنٌ مُّبِينٌ ﴿٦٩﴾

36/YÂSÎN-69 (Meâlleri Kıyasla)Ve mâ allemnâhuş şi’re
ve mâ yenbagî lehu
in huve illâ zikrun ve kur’ânun mubîn(mubînun).

Ve Biz, O’na (Peygamber’e) şiir öğretmedik.
Ve (bu), O’na yakışmaz.
O (O’na indirilen), sadece zikir ve apaçık Kur’ân’dır.

لِيُنذِرَ مَن كَانَ حَيًّا وَيَحِقَّ الْقَوْلُ عَلَى الْكَافِرِينَ ﴿٧٠﴾

36/YÂSÎN-70 (Meâlleri Kıyasla)Li yunzira men kâne hayyen
ve yehıkkal kavlu alâl kâfirîn(kâfirîne).

(Kur’ân’ın indirilmesi), hayy olanları inzar etmek
(uyarmak) ve
(azap) sözünün kâfirlerin üzerine hak olması içindir.

أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّا خَلَقْنَا لَهُمْ مِمَّا عَمِلَتْ أَيْدِينَا أَنْعَامًا فَهُمْ لَهَا مَالِكُونَ ﴿٧١﴾

36/YÂSÎN-71 (Meâlleri Kıyasla)E ve lem yerav ennâ halaknâ
lehum
mimmâ amilet eydînâ en’âmen fe hum lehâ mâlikûn(mâlikûne).

Ellerimizle (kudretimizle) yaptığımız şeylerden onlar için
hayvanları nasıl halkettiğimizi görmediler mi
Onlar, böylece onlara (hayvanlara) malik olurlar.

وَذَلَّلْنَاهَا لَهُمْ فَمِنْهَا رَكُوبُهُمْ وَمِنْهَا يَأْكُلُونَ ﴿٧٢﴾

36/YÂSÎN-72 (Meâlleri Kıyasla)Ve zellelnâhâ lehum fe minhâ
rakûbuhum ve minhâ ye’kulûn(ye’kulûne).

Ve Biz onları (hayvanları), onlara zelil (itaatkâr) yaptık.
Böylece onlardan, kendilerinin binekleri oldu
(onlara binerler)
ve onlardan (etlerinden) yerler.

وَلَهُمْ فِيهَا مَنَافِعُ وَمَشَارِبُ أَفَلَا يَشْكُرُونَ ﴿٧٣﴾

36/YÂSÎN-73 (Meâlleri Kıyasla)Ve lehum fîhâ menâfiu
ve meşâribu
e fe lâ yeşkurûn(yeşkurûne).

Ve onlarda, kendileri için (birçok) menfaatler (yararlar)
ve içecek şeyler (süt) vardır. Hâlâ şükretmezler mi?

وَاتَّخَذُوا مِن دُونِ اللَّهِ آلِهَةً لَعَلَّهُمْ يُنصَرُونَ ﴿٧٤﴾

36/YÂSÎN-74 (Meâlleri Kıyasla)Vettehazû min dûnillâhi
âliheten
leallehum yunsarûn(yunsarûne).

Ve yardım olunacaklarını ümit ederek
Allah’tan başka ilâhlar edindiler.

لَا يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَهُمْ وَهُمْ لَهُمْ جُندٌ مُّحْضَرُونَ ﴿٧٥﴾

36/YÂSÎN-75 (Meâlleri Kıyasla)Lâ yestetîûne nasrahum
ve hum lehum cundun muhdarûn(muhdarûne).

(O ilâhlar), onlara yardım etmeye muktedir değildirler.
Ve kendileri, onlar (o ilâhlar) için, (onlara yardıma)
hazır askerlerdir.

فَلَا يَحْزُنكَ قَوْلُهُمْ إِنَّا نَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ ﴿٧٦﴾

36/YÂSÎN-76 (Meâlleri Kıyasla)Fe lâ yahzunke kavluhum
innâ na’lemu mâ yusirrûne ve mâ yu’linûn(yu’linûne).

Artık onların sözleri seni mahzun etmesin.
Muhakkak ki Biz, sakladıklarını da açıkladıklarını da biliriz.

أَوَلَمْ يَرَ الْإِنسَانُ أَنَّا خَلَقْنَاهُ مِن نُّطْفَةٍ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُّبِينٌ ﴿٧٧﴾

36/YÂSÎN-77 (Meâlleri Kıyasla)E ve lem yeral insânu ennâ
halaknâhu min nutfetin fe izâ huve hasîmun mubîn(mubînun).

İnsan, onu bir nutfeden nasıl yarattığımızı görmedi mi
Sonra da Bize (karşı) apaçık hasım (düşman) oldu.

وَضَرَبَ لَنَا مَثَلًا وَنَسِيَ خَلْقَهُ قَالَ مَنْ يُحْيِي الْعِظَامَ وَهِيَ رَمِيمٌ ﴿٧٨﴾

36/YÂSÎN-78 (Meâlleri Kıyasla)Ve darabe lenâ meselen
ve nesiye halkahu, kâle men yuhyil izâme
ve hiye remîm(remîmun).

Ve kendi yaratılışını unutup Bize misal getirdi :
"Kemiklerimiz çürüyüp dağılmış haldeyken
kim onlara can verecek?" dedi.

قُلْ يُحْيِيهَا الَّذِي أَنشَأَهَا أَوَّلَ مَرَّةٍ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَلِيمٌ ﴿٧٩﴾

36/YÂSÎN-79 (Meâlleri Kıyasla)Kul yuhyîhâllezî enşeehâ
evvele merratin
ve huve bi kulli halkın alîm(alîmun).

De ki: "Onu ilk defa inşa eden (Yaratan), ona hayat verecek.
Ve O, bütün yaratışları En İyi Bilen’dir."

الَّذِي جَعَلَ لَكُم مِّنَ الشَّجَرِ الْأَخْضَرِ نَارًا فَإِذَا أَنتُم مِّنْهُ تُوقِدُونَ ﴿٨٠﴾

36/YÂSÎN-80 (Meâlleri Kıyasla)Ellezî ceale lekum
mineş şeceril ahdari nâren fe izâ entum
minhu tûkıdûn(tûkıdûne).

Yeşil ağaçtan sizin için ateş (oksijen) kılan (çıkaran), O’dur.
Böylece siz, ondan yakarsınız.

أَوَلَيْسَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِقَادِرٍ عَلَى أَنْ يَخْلُقَ مِثْلَهُم بَلَى وَهُوَ الْخَلَّاقُ الْعَلِيمُ ﴿٨١﴾

36/YÂSÎN-81 (Meâlleri Kıyasla)E ve leysellezî halakas
semâvâti
vel arda bi kâdirin alâ en yahluka mislehum
belâ ve huvel hallâkul alîm(alîmu).

Gökleri ve yerleri yaratan
onların bir eşini daha yaratmaya kaadir değil midir?
Evet O, (yegâne) Yaratıcı ve En İyi Bilen’dir.

إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ﴿٨٢﴾

36/YÂSÎN-82 (Meâlleri Kıyasla)İnnemâ emruhû izâ erâde şey’en
en yekûle lehu kun fe yekûn(yekûnu).

O (Allah), bir şey irade ettiği (dilediği) zaman
O’nun emri
sadece ona: "Ol!" demektir. O, hemen olur.

فَسُبْحَانَ الَّذِي بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ﴿٨٣﴾

36/YÂSÎN-83 (Meâlleri Kıyasla)Fe subhânellezî bi yedihî
melekûtu
kulli şey’in ve ileyhi turceûn(turceûne).

İşte O, Sübhan’dır. Herşeyin melekûtu
(mülkü ve hükümdarlığı)
O’nun elindedir. Ve O’na döndürüleceksiniz

 

YASİN-İ ŞERİF SURESİ VE TÜRKÇE MEALİ  


YASİN SURESİ  ARAPÇA VE MEALİ

YASİN-İ ŞERİF  SURESİ VIDEO 

YASİN SURESİ  PDF DÖKÜMANI 
 
YASİN-İ ŞERİF SURESİ - AHMET HÜSREV HATTI 
Lütfen Alttaki Logoyu Tıklayınız



Bugün 2 ziyaretçi (23 klik) kişi burdaydı!




Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol